İmparator
 
  Ana Sayfa
  Ziyaretşi defteri
  Megas XLR
  Samurai Jack
  Aşk Ölçer
  Ünlüler
  Eğlence
  Var mısın---Yok musun
  Zaman
  Müzik
  Canlı Tv
  Radyo Dinle
  Haberler
  Atatürk Köşesi (resimli)
  Html Kodlar
  Deniz Yolu
  Chat - Sohbet
  Komik Yazılar
  Osmanlı Padişahları
  Yaşam ve Sağlık
  Ses & Videolar
  Dünya Haritası
  Bilgisayara Format Atmak
  Online Hizmetler
  Burçlar ve Özellikleri
  İl Plakaları
  Türk Google Logoları
  İsimler
  Devlet Linkleri
  Belirli Günler ve Haftalar
  Klavye Kısayolları
  Delikanlı Adam
  Bilgisayar Hakkında 25 Soru
  Acil Telefonlar
  Tarihte Bugün
  Çocuk Hakları Sözleşmesi
  Oyunlar
  Film İzle
  Sistemimizin Sözleri
  Göz Yanılması
  Eğitim & M.E.B
  Gifler
  Bedava reklam ver !
  İlahiler & Kasıdeler
  Bunları Biliyor musunuz ?
  Komedi Şov
  Anket
  Peygamberler Tarihi
  Öğrenci Vazifeleri (komik)
  İnternetin Zararları
  Aşk Mektubu Yaz
  Yaş_Matik
  ^^ Bilgiler ^^
^^ Bilgiler ^^
 

Yıldırım Çarpması

Yıldırım ÇarpmasıTek bir yıldırım 100,000 amper kadar büyüklükte elektrik akımı oluşturabilir ve yıldırım çarptığında hayvanlar ve insanlar elektrikle yüklenebilirler. Örneğin, ABD’de yılda en az 250 kişiye yıldırım çarpmakta ve 100’ün üzerinde can kaybı olmaktadır. Birçok kurban tarlada çalışırken, ata binerken, dışarıda oynarken, spor veya çobanlık yaparken, dağlarda gezerken ya da küçük teknelerle denize açılmışken dolaylı veya doğrudan yıldırım tarafından çarpılmıştır.

            Bazı bölgelerde yıldırımlar her yıl diğer doğal afetlerden daha fazla zarara neden olmaktadır. Hava trafiğinin durmasına ve elektronik cihazlarda arızalara da yol açarlar. Elektrik şebekeleri ve trafo merkezlerinde yıldırımlar tarafından meydana getirilen arızalar, iş ve ekonomik kayıplara neden olur.


Öneriler:
Diğer meteorolojik karakterli doğal afetlerde olduğu gibi, yıldırımlardan dolayı da can ve mal kayıplarını azaltabilmemiz için insanlarımızın açık arazide, bina içinde ve otomobilde nasıl davranmaları gerektiği ve ilk yardım hakkında bilgilendirilmesi gerekir.Şehirlere ve ormanlara yaklaşan yıldırımlı fırtınaları takip edebilen, yıldırımların yerlerini otomatik olarak belirleyip gösterebilen “Yıldırım Detektörleri” ağının Türkiye’de de kurulup işletilmesi gerekir.İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde doğal gaz kullanımına geçilmesi ile beraber yeni bir tehlike daha ortaya çıkmıştır. Doğal gaza geçiş ile birlikte eski bacaların içine korozyona dayanıklı bükülebilen çelik borular koyma uygulamada giderek yaygınlaşmaktadır. Doğal gaz kullanan binaların bacalarındaki çelik borular, bacalara bir yıldırım çarpması durumunda, büyük bir elektrik akımını, gaz tesisatına kadar taşıyabileceği unutulmayıp tedbir alınmalıdır.Ayrıca gökdelen gibi yüksek ve sivri yapılarda, hastahane, fabrika ve otellerde yıldırım tehlikesine karşı paratoner tesisatının konulmuş ve çalışıyor olması sürekli olarak kontrol edilmelidir.

Ulaşım Aksaklıkları

Ulaşım AksaklıklarıUlaşımda ekonomi, düzen, mal ve can emniyetinin sağlanabilmesi, modern karayolu, demiryolu, denizyolu ve havaalanlarının planlanma ve tasarımında ve bu yollardaki seyrüseferin her aşamasında meteorolojik şartların ve yapılan hava tahminlerinin göz önünde bulundurulması ile mümkündür. Otoyol ve büyük şehirlerdeki trafiği felce uğratan sağanaklar, aşırı kar yağışı, yoğun sis, buzlanma, kuvvetli rüzgarlar gibi meteorolojik karakterli doğal afetler ile etkili mücadele, ancak problemin boyutlarının kriz anından önce bilinmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olunması ile mümkündür.

            Genellikle, trafik kazalarının çoğu, yağışlı havalarda (ıslak yollarda) görülmektedir. İngiltere’de yaralanma ile sonuçlanmış kazaların %20’si yağışlı günlerde olmaktadır. Avustralya ve ABD’de, yağışsız günler ile karşılaştırıldığında yağışlı günlerde kazaların % 30 daha fazla olduğu görülmektedir. Ulaşımda yağışın oluşturduğu belli başlı problemler arasında kötü görüş şartları, araç ve toprak kayması ve geceleyin yol yüzeyindeki yansıma sayılabilir. Kuvvetli rüzgarlar bu problemleri daha ağırlaştırır. Aşırı yağışlar yol boyunca yer yer sellere de neden olmaktadır. Günümüzde, meteorolojik radarlar kullanılarak yolların hangi kısmına ne kadar yağış düştüğü anında belirlenip trafik akışı buna göre denetim altında tutulabilmektedir.

            İstanbul gibi büyük bir şehirde, normal hava şartlarında dahi güçlükle yürütülen kent içi ulaşım, kötü hava şartlarında büyük ölçüde aksamaktadır. Bu durumlarda şehirlerimizde, günlük hayatla beraber trafiğin normale döndürülebilmek ve vatandaşların sorunlarını çözebilmek için “Kriz Merkezleri” oluşturulmaktadır.

 Öneriler:Ülkemizde havalimanlarının meteorolojik etüt ve analizlerine daha çok önem verilmelidir. Örneğin, meteorolojik etüt ve analizlerinin gerektiği şekilde yaptırılmamasından dolayı, Bodrum Havalimanı günün belli saatlerinde kullanılamamaktadır. Türkiye’de, her ile yapılması planlanan havalimanı projelerinin meteorolojik etüt ve analizlerinin mutlaka uzman meteoroloji mühendislerince yapılması gerekir. Ayrıca, her türlü ulaşım problemini uzun vadeli olarak çözmek için geliştirilen, Metropoliten Alan Nazım ve Ulaşım Nazım Planlarında, ulaşım ve sair bakımlardan meteoroloji de uzmanlık seviyesinde göz önüne alınmalıdır.Hava limanlarının pistleri ve kara yollarının donması hava ve kara ulaşımı için büyük tehlikeler oluşturur. Buzlanmayı önlemek için kullanılan tuz, büyük ekonomik maliyeti ile beraber korozyon nedeniyle köprüleri ve yolları tahrip etmekte, yol kenarındaki yeşil örtüyü de öldürmektedir. Bu nedenle tuz, mümkün olduğu kadar hesaplı, sadece doğru yerde ve zamanında kullanılmalıdır. Bu ise, yolların hangi kısmının ne zaman, ne kadar donacağının belirlenmesine yönelik termal haritalama gibi özel bir meteorolojik çalışma ve öngörü ile mümkündür. Türkiye’de, yol hava tahminlerinin yapılabilmesi ve otomatik sistemler kullanarak, yolların durumunu yakından takip etmek suretiyle, tuz kullanımını en aza indirmek ve Sis Potansiyeli İndekslerinin hesaplanması ile sis uyarı işaretleri için uygun yerlerin tespiti amaçlanmalıdır.Asma köprüler gibi meteorolojik şartlara çok duyarlı bina ve tesislerde meteorolojik gözlem ve önlemler hayati önem taşır. Örneğin, dünyada aşırı rüzgarlardan dolayı asma köprüler dahil bir çok köprü yıkılmıştır. Bunlardan, Amerika Birleşik Devletleri’nde 13 Şubat 1979 sabahı kuvvetli rüzgarlar nedeniyle çöken Hood Kanal köprüsünde rüzgar, sürekli ölçülüp kontrol odasında takip edilmekteydi. Anemometrelerden alınan bu ölçümler sayesinde köprü zamanında trafiğe kapatılarak büyük bir facia önlenmiştir. Benzer şekilde, İstanbul’daki Boğaziçi ve Fatih asma köprülerinde gerekli erken uyarı önlemleri alınıp sürekli takip edilmelidir. Büyük şehirlerde, şiddetli yağış ve fırtına gibi ağır hava şartlarında, kent sakinlerinin uygar bir düzen içerisinde can ve mal kayıplarını en aza indirgeyerek yaşamlarını devam ettirebilmesi için, trafik görevlilerinin, polis, güvenlik ve zabıta güçlerinin, itfaiye ve kanalizasyon vb. birimlerin koordineli çalışabilmesi ve zamanında problemlere müdahale edebilmesi sağlanmalıdır.İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazındaki deniz trafiği ve kıyının güvenliği için otomatik meteoroloji istasyon ağı ile Türk Boğazlarının rüzgar, akıntı ve görüş gibi kritik meteorolojik şartlarının sürekli takip edilmesi de şarttır. Ancak, meteorolojik bilgi yardımı ile ülkemizde “Gemi Trafik Yönetim Hizmetleri” çağdaş bir seviyeye getirilebilir.Ulaşımdaki kaynak israfını önlemek için büyük şehirlerin ana arterlerinde, kar çitlerinin gerekliliği, Sis Potansiyeli İndekslerinin hesaplanması, hava şartlarının tespiti ve uyarı işaretleri için yerlerin tespiti, tahmini ve istatistiğine yönelik meteoroloji mühendisleri ile ulaştırma (trafik) mühendisleri ve ulaşım sektörünün işbirliğine gitmesi gerekir. Artık ülkemizde de ulaşım ve şehirleşme problemlerini uzun vadeli çözmek için geliştirilen Metropoliten Alan Nazım ve Ulaşım Nazım Planlarında ulaşım, sel yatakları, hava kirliliği, insan konforu ve sair bakımlardan meteorolojinin uzmanlık seviyesinde göz önüne alınması şarttır.Modern Hava Durumu programları ile mevsime göre şehir içi ve şehirler arası trafik için yollardaki sis, kar, don, buzlanma vb. hakkında da halka bilgiler verilmelidir...

Tornado ve Su Hortumu

Tornado ve Su HortumuTornado (hortum), dünyanın bir çok yerinde meydana gelebilen insanın canı ve malı için önemli tehlikeler oluşturan atmosfer olaylarından biridir. ABD’de, yılda ortalama 700 tornado oluşmakta ve 100 kişi ölmektedir. Biraz da bu yüzden, tornadolar sadece Amerika’ya mahsus bir atmosfer olayı gibi yanlış bir kanı da yerleşmiştir.

            Tornadolar, Akdeniz ülkelerinde sonbahar aylarında yoğunlaşırken, Avrupa’nın diğer kısımlarında, yaz aylarında yoğunlaşmaktadır. Yunanistan ve Girit’te, Ocak, Şubat, Ağustos ayları ile birlikte Sonbahar ayları ve Ocak ayında bir çok tornado gözlenmiştir. Bölgemizde ise en çok tornadonun rapor edildiği ay, Ekim olmaktadır. İklim ve topoğrafik benzerliklerinden dolayı, Türkiye kıyılarının Akdeniz ülkelerine, Orta Anadolu’nun ise az olsa da Avrupa’nın diğer kısımlarına benzer bir tornado dağılımına sahip olmalıdır. Her ne kadar tornadolar ve su hortumları Türkiye’nin her yerinde gözetlenmiyorsa da, Türkiye’nin tornado gerçeğinden soyutlanması mümkün değildir.


Öneriler:
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi tornadolara (hortumlara) karşı erken uyarı sistemleri kurmak ve işletmek Türkiye’de de, tek başına DMİ Genel Müdürlüğünün veya ona bağlı bir “Fırtına Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi”nin görevi olmalıdır. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de gerektiğinde, bürokrasiden arındırılmış bir süreçte, 2-aşamalı ve yerel tornado ihbarları (sırasıyla “Tornado Gözetleme ve Tornado Uyarısı”) ile insanlarımızın bilgilendirme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.Gelecekte tornadoların ülkemizde neden olabileceği insan kaybı ve maddi hasar, artan nüfus ve şehirleşme ile beraber büyüyecektir. Bu nedenle, havalimanı, fabrika, santral vb. sanayi ve yerleşim bölgelerinin seçiminde fırtına vb. analizlerin meteoroloji mühendislerince yapılmış ve TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası tarafından onaylanmış olması şartı aranmalıdır.Her hangi bir bölgedeki meteorolojik afetlerin yersel ve zamansal dağılımının bilinmesinin büyük sosyal ve ekonomik değerleri vardır. Bu nedenle, DMİ’de fevkalâde olayların “Fevk Rastlarına” da yeterli önemin artarak verilmesi gerekmektedir. Yurt dışında olduğu gibi, DMİ’de ulusal ve yerel yazılı basın da, sürekli taranarak fırtına vb. olaylar kontrol edilip “fırtına verisi” olarak arşivlenmelidir. Böylece, DMİ yazılı basın taraması ve kendi fevk rasatlarına dayanarak oluşturacağı “Fırtına Veri Tabanı”nı (Storm Data) her yıl meteoroloji bültenlerinde yayınlamalı veya üniversitelere bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere karşılıksız verilmelidir.

Sis ve Düşük Görüş Mesafesi

Sis ve Düşük Görüş MesafesiSis, yere değen bir buluttur. Görüş mesafesi, çok küçük damlacıklar veya buz kristalleri yüzünden, 1 km’nin altına indiği zaman sis oluştuğu rapor edilir. Meteorolojide “sisli bir gün” deyimi ise gün boyunca en azından bir saat süresince sis görülmesi anlamına gelmektedir. Görüş mesafesi 300 metrenin altında olduğu zaman yoğun sis oluşur. Çok yoğun bir siste, yan tarafta duran ellerinizi görmeniz hemen hemen imkansız olabilir ve hatta üstünde durduğunuz yer bile tamamen belirsizleşebilir. Yoğun sis yaşandığında, özellikle deniz ve hava trafiği durmakta, kara yollarında trafik tıkanmakta ve kazalar olmaktadır. Öneriler: Sis, gerek şehir içi, gerekse şehirler arası kara, deniz ve hava taşımacılığında büyük bir engel oluşturur. Ayrıca, bir çok ekonomik ve sportif faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için sis riskinin tahmini önemli rol oynar. Sürücülerin görüşünü etkileyen sis, trafik akışını yavaşlatıp yoldaki araç yoğunluğunu arttırarak zincirleme kazalara neden olabilmektedir. Sisin oluşacağı yer ve zamanların tahmini yağışa göre daha zordur. Bu nedenle, yol güzergahları seçilirken sise özellikle dikkat edilir. Yol geçirilecek güzergah üzerinde, her 500 m’de bir nokta için “Sis Potansiyeli İndeksleri” hesaplanarak ve sis vadileri (“sis kör noktaları”) tespit edilerek buralara sis gözlem ve uyarı sistemleri yerleştirilmelidir .Havayı soğutma, başlıca sis üretme yollarından biri olduğu için, havayı ısıtma da sisi temizleme yollarından basit bir tanesi olmalıdır. Sis üzerinde uçan helikopterlerle hava karıştırılabilir veya ısıtıcılar kullanmakla hava ısıtılabilir. Helikopterler, vantilatörler gibi davranırlar ve yerin yakınındaki soğuk sisli hava ile hemen üstündeki ılık kuru havayı karıştırırlar. Hava alanlarındaki jet uçakları ısıtılmış havayı uçak pistine üflemesinden dolayı sisi temizlemek için kullanılmaktadır. Sisi temizlemenin veya en azından görüş mesafesini arttırmanın çok karışık yolları vardır. Eğer, çok küçük sis damlacıkları, biraz daha geniş damlalar veya buz kristalleri tarafından değiştirilebilirse görüş mesafesi daha iyi hale gelebilir. Sisi önceden tahmin edebilmenin başarısı, sis oluşumunda rol oynayan yerel hava ve topoğrafik şartların iyi bir şekilde bilinmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle, meteoroloji istasyonlarının tümü için kullanılabilecek tek bir sis tahmin tekniği yoktur. Bu nedenle, Türkiye’de uzun yıllardır ihmal edilmiş olan meteoroloji araştırma ve çalışmalarına, artık gerekli önem ve önceliğin verilmesi gerekir.

Sıcak Hava Dalgaları

Sıcak Hava DalgalarıÇok sıcak havada, havadaki yüksek nem vücuttan terin buharlaşmasını yavaşlatır. Terin buharlaşması canlılar için doğal bir soğuma mekanizmasıdır. Sıcak, nemli hava sadece bunaltıcı değil aynı zamanda insan sağlığı için tehlikelidir. Isı ile nemin bileşimi ölümlere sebep olabilir. ABD’de 1936-1975 yılları arasında 20,000 kişini hayatını sıcak hava dalgalarından dolayı kaybetmiştir. ABD’de klimanın yaygın bir şekilde kullanıldığı son yıllarda, yılda ortalama 175 kişi hayatını kaybetmektedir. Özellikle, kıyılarımıza yazın hakim olan nemli ve sıcak havada, havanın bunaltılıcılığı ve dolayısı ile psikolojik, astım, beyin kanamaları ve kalp krizleri başta olmak üzere, özellikle, çocuk, yaşlı, hasta ve kilolu insanların bir çok sağlık probleminde ciddi artışlar olmaktadır. Küresel ısınma ile birlikte ülkemizde ısı dalgaları daha sık, daha uzun süreli ve şiddetli olabilecektir.            İnsanların hissettikleri hava sıcaklıkları 40.6°C ve daha yüksek olduğu günlerdeki hava şartları “Sıcak Hava Dalgası” olarak adlandırılır. Sıcak hava dalgasının en az iki gün süreceği belirlendiğinde, halka “Sıcak Hava Dalgası” ihbarları yapılması gerekir. Özellikle, yazın açık havada yapılan işlerde çalışanlar, yaşlı ve hastaların sağlığını korumak için Sıcak Hava Dalgası yaşanmasa da bunaltıcı gün ve saatlerin önceden belirlenmesi ve Hava Durumu Programları ile halka her gün duyurulması gerekir. Öneriler:Özellikle, yazın açık havada çalışan işçiler, yaşlı ve hastaların sağlığını korumak için bunaltıcı gün ve saatlerin önceden belirlenmesi ve “Hava Durumu” programları ile halka her gün duyurulması gerekir. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel Sıcak Hava Dalgası ihbarları (sırasıyla “Gözetleme ve Uyarı”) ile insanlarımız bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için gerekli organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.Halkın medyadan aldığı bunaltıcılık ile ilgili bilgilerin ne anlama geldiği ve ne tür tedbirleri alması gerektiği ile birlikte ısı krampları- ısı bitkinlikler ve ısı çarpmalarında ilk yardım konusunda broşür ve benzeri yollar ile devlet tarafından sürekli olarak bilinçlendirilmesi gerekir.Yerel yönetimler, ısı dalgalarında sağlığı tehlikeye girebilecek olan yaşlı ve kimsesiz kişileri önceden belirleyerek günün tehlikeli zamanlarında onları klimalı büyük alış veriş merkezlerine taşımak için planlar yapmalı ve önlemler almalıdır.Kıyılarımıza hakim olan nemli hava, yüksek sıcaklıklarla birleşince, havanın bunaltılıcılığı artar ve bir çok sağlık probleminde artışlar olur. Isı dalgaları daha sık, uzun süreli ve şiddetli olacaktır.Özellikle, turistik bölgelerimize, gelişmiş ülkelerden gelen yaşlı turistlerin kendi ülkelerinde sürekli takip ettiği bu tür bilgileri de talep edeceği unutulmamalıdır.Ayrıca, Türkiye’de klima pazarı hızlı bir şekilde gelişmektedir. Türkiye’nin her şehrindeki klima ihtiyacı belirlenerek halkın doğru büyüklükteki klimayı satın alması sağlanmalıdır. Aksi takdirde, ekonomik kayıplar ile birlikte bunaltıcı günlerde bir anda ve çok fazla miktarda tüketilecek olan elektrik enerjisi, elektrik şebekelerinde önemli bir yüklenme problemine ve arızalara yol açacaktır.Yazın, özellikle bina dışında çalışanlar için hayati önem taşıyan, “bunaltıcılık” değerleri halka Modern Hava Durumu Programları ile bildirilmelidir. Sıcaklık ve neme göre, kafalardaki “Bu gün hangi saatte dışarı çıkayım?” gibi sorulara da cevap verilmeli. Astım, solunum, damar ve kalp vb. rahatsızlıkları olanlar da bilgilendirilmeli. “Bu gün nasıl giyineyim?”gibi sorular da yanıtlanmalıdır.

Sel, Ani Sel ve Taşkınlar

Sel, Ani Sel ve TaşkınlarYurdumuzda hemen hemen her yıl felaketlere, önemli can ve mal kaybına neden olan ve ani aşırı yağışlar sonucu oluşan sel ve taşkın olayları meydana gelmektedir. Ülkemizin gelişen şehir, kasaba ve yerleşim bölgeleri, altyapı ve endüstri tesisleri, tarım ve turizm alanları, özetle sosyal ve ekonomik değerler şiddeti ve verdiği zararları her yıl artan sel ve taşkınların tehdidi altındadır.

            Seller ile mücadelede öncelikle oluşum süreleri ve yerlerinin bilinmesi gerekmektedir. Gerçekte seller, oluşma süreleri bakımından ikiye ayrılır: 1. Sel (floods), bir hafta veya daha uzun bir süre içinde oluşabilir, ve 2. Ani Seller (flash floods), 6 saat içinde oluşabilir. Ani seller, çöller dahil, dünyanın her tarafında sık sık görülür. Normal seller ise oluşma yerleri bakımından dörde ayrılır: 1. Dere ve Nehir Selleri, 2. Dağlık Alan Selleri,  3. Şehir Selleri,  ve 4. Kıyı Selleri.

            Seller en sık görülen ve en tahrip edici doğal afetlerden biridir. Sellerin neden olduğu hasar sadece su basması ile sınırlı değil aynı zamanda sel ile beraber çamur ve diğer dağ kalıntılarının akması da büyük problemlere neden olur. Sel nedeniyle meydana gelen ölümlerin çoğunu, gelişmiş ülkelerde (örneğin, ABD’de yılda ortalama 140 kişi) otomobillerinin içinde sürüklenen insanlar oluşturur. Gelişmemiş ülkelerde en önemli problem, sel tehlikesi anında insanların doğru ve zamanında uyarılamamasıdır. Çünkü bir çok sel (sellerin 70’i) insanlar uykudayken geceleri oluşur. Böylece, Türkiye’de de daha çok sel yataklarına yerleşmiş ve sel için gerektiği gibi önceden modern meteorolojik ihbarlar ile uyarılamayan insanlar ölmektedir.

 Öneriler:Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sellerin her çeşidine karşı erken uyarı sistemleri kurmak ve işletmek Türkiye’de de tek başına Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün (DMİ) veya ona bağlı bir “Fırtına Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi”nin görevi olmalıdır. Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de, gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel ani sel ve fırtına ihbarları ve tavsiyeleri sırasıyla “Ani Sel Gözetleme” (gözetleme alanında veya yakınında ani sel oluşma ihtimali var, hazırlıklı ol!) ve “Ani Sel Uyarısı” (uyarı alanında ani sel şuan oluşuyor veya oluşması an meselesi, derhal önlem al!) ile insanlarımız hiç bir bürokratik işleme ihtiyaç duymadan bilgilendirilebilmeli ve tehlike bölgelerinde, en geç bir saat içinde boşaltabilecek şekilde gerekli olan sivil savunma afet planı ve hazırlıkları yapılmalıdır.Romalılardan beri insanlar seller ile mücadele etmek için barajlar ve su bentleri inşa etme yoluna gitmiştir. 1950’li yıllardan sonra selden korunma kavramı değişmiştir. Büyük-küçük her nehire bir baraj yapılamayacağı gibi artık sellerin sadece nehirler ile ilişkili olmadığı da görülmüştür. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde gelişmiş hidro-meteorolojik gözlem ağları, meteoroloji radarı, otomatik akım ve yağış istasyonları ve hidro-meteorolojik modeller ile doğru ve erken nehir su seviye (yani sel, taşkın) tahmini ve uyarıları ile can ve mal kayıpları en aza indirgenmiştir. Ülkemizde de, Sel Gözetleme (gözetleme alanındaki nehir taşarak alçak yerleri su basma ihtimali var, hazırlıklı ol!) ve Sel Uyarısının (gözetleme alanında sel şuan oluşmakta veya her an oluşabilir, derhal önlem al!) yapılabilmesi için ülkemiz nehir bölgelerine ayrılmalı ve DMİ’nin bölge istasyonlarındaki nehirlerin su seviyelerini de (taşkınları) sürekli olarak tahmin ederek, hiç bir bürokratik işleme de ihtiyaç duymadan halka duyurmalıdır.Yukarıda belirtildiği gibi ülkemizde öncelikle atmosferik koşullara bağlı olarak oluşan ani ve aşırı yağışların tahmin edilerek sel ve taşkın uyarılarının yapılması gereklidir. Bunun için de, meteoroloji teşkilatımız bir an önce ve gelişmiş ülkelerdeki emsallerine benzer şekilde gerekli eleman ve teknoloji ile donatılmalı ve bu işi yapabilecek şekilde yeniden yapılanmalıdır.Türkiye’de, yağan yağışı DMİ, akışa geçen yağışı ise DSİ ölçmektedir. Halbuki, ülkemizde toprağın nem durumunu, fırtınanın etkili olma süresi, yağmış ve yağacak olan yağışın miktarlarını vb. belirleyip tahmin eden ve nehirdeki akışı ve yükselmeleri hidro-meteorolojik modeller ile bir bütün içinde sürekli olarak takip edip sel ihbarlarını yapacak şekilde donatılmış ve görevlendirilmiş, bilimsel esaslara göre yönetilen bir teknik kuruluş olmalıdır. Bunun için Türkiye’de de, hidrolojik ve meteorolojik hizmetler bir an önce tek çatı altında toplanmalıdır.Özellikle su yapılarının projelendirilmesi ve ekonomik analizinde, taşkın zararlarının önlenmesinde ve yerleşim politikalarının belirlenmesinde akarsu havzalarının taşkın özelliklerinin bilinmesi gereklidir. Meteoroloji, hidroloji, topoğrafya, morfoloji, bitki örtüsü gibi faktörleri de hesaba katarak, değişik sürelerde ortaya çıkabilecek yağış şiddetlerini kullanarak gelecekte sel veya taşkınlarda ortaya çıkabilecek yüzeysel su derinliklerini tahmin edilebilmesi için sel hesapları yapılmalıdır. Akarsu havzalarında taşkın koruma yapıları hizmete girdikçe, taşkınların sıklığı ve yaptığı zararlarda önemli azalma olduğu görülmektedir. Ancak, bu tesislerin üst havzalarında erozyondan koruma, bitki örtüsü  ve arazi kullanımı iyileştirilmesi çalışmaları en az taşkın koruma yapısının kendisi kadar önem taşımaktadır. Taşkın zararlarının azaltılması konusunda da ilgili kuruluşların yeniden yapılanarak, zamanlama yönünden birlikte çalışmalarının önemi ortaya çıkmaktadır.Türkiye’nin günlük hava tahminlerini sağladığı, İngiltere’deki kısa adı ECMWF olan merkezin kullandığı, sayısal hava tahmin modelinin sahip olduğu büyük grid mesafeleri nedeni ile ani sellerin tahmininde Türkiye yetersiz kalmaktadır. Türkiye’nin dağlık yapısı nedeniyle sağlıklı bir fırtına analizi ve takibi için sık bir radar ağı kurmak da mümkün değildir. Bu nedenlerden dolayı, Türkiye’nin meteoroloji radarlarından önce dağlık alanlardaki yağış miktarlarını iyi bir şekilde tahmin edebilen, küçük grid mesafeli, bir ulusal modele daha çok ihtiyacı vardır. Ayrıca (otomatik) hidro-meteorolojik ölçüm ağının ülkemizin dağlık alanlarında yaygınlaştırılması ve uzaktan algılama gibi yeni teknolojilerin kullanılması da gerekmektedir.Son yıllarda yerleşim yoğunluğu ve nüfus artması ile seller sonucunda meskun bölgelerde misli görülmemiş zararlar meydana gelmektedir. Yerel idarecilerin bu konuda doğru kararlar alabilmesi için, o yerin meteoroloji, hidroloji, topografya, morfoloji, bitki örtüsü vb. gibi faktörleri de hesaba alarak, değişik sürelerde ortaya çıkabilecek yağış şiddetlerinden yararlanarak gelecekteki sel veya taşkınlardan, sel yataklarında ortaya çıkabilecek yüzeysel su derinliklerinin önceden belirlenmesi gerekir. Ayrıca, şehirlerin İmar Planları hazırlanıp yenilenirken, sel yatakları hidro-meteorolojik analiz ve modeller ile ayrıntılı bir şekilde belirlenip buralarda yapılaşmaya kesinlikle izin verilmemelidir.Doğru bir şekilde sel ihbarları yapabilmek için, gözlenen meteorolojik özelliklerin neye işaret ettiği ancak daha önceki sellere ait bilgilerin akademik seviyede bilimsel olarak değerlendirilmesiyle mümkündür. Sağlıklı bilimsel çalışmalar yapılabilmesi için de gerçek anlamda bir DMİ-üniversite işbirliği şarttır. Ayrıca, DMİ’nin bir “Sel Veri Tabanı” oluşturup üniversitelere ücretsiz olarak sunması gerekir.Halk için selden korunmanın yolları (1) Sel yataklarına yerleşmemek, (2) Meteorolojik sel gözetleme ve uyarılarına anında uymak, (3) Görünüşe aldanmayarak dibi görülmeyen hiç bir sel suyuna yüzerek, yürüyerek ya da otomobil ile girmemek, (4) Yakın bir yerde sel oluşumunun görüldüğü veya duyulduğu an, hemen daha yüksek güvenli yerlere tırmanmak ve/ya kaçmak şeklinde özetlenebilir. Sel öncesi, sel anı ve sonrasında halkın yapılması/yapılmaması gerekenler konusunda broşür ve benzeri şekillerle sürekli olarak bilgilendirilmesi gerekir. Ayrıca, ilk ve orta öğretim ders kitaplarındaki meteoroloji ve meteorolojik afetler ile ilgili bilgilerin bu işin uzmanlarınca, doğru ve yeterli bir şekilde verilmesi gerekmektedir.Modern Hava Durumu programları ile İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerdeki fırtına, sel vb. tehlikeli hava şartları normal yayınlar kesilip anında, canlı olarak ve naklen verilmelidir. TV’lerin büyük şehirdeki temsilciliklerine yerleştirilmiş basit meteoroloji radarları varsa ekrana radarın görüntüleri getirilmeli. TV’nin meteoroloji birimindeki meteorolojistler tarafından görüntüler yorumlanıp tehlikedeki insanlara bilgiler sürekli olarak verilmelidir.

Ozon Gazının Seyrelmesi

Ozon Gazının SeyrelmesiOzon gazı bulunduğu atmosfer tabakasına göre yaşamın dostu veya düşmanı olmaktadır. Yeryüzünden 15 km ye kadar olan troposfer içinde bulunan troposferik ozonun artması sera etkisini artırır ve küresel ısınmaya katkıda bulunur. Yaygın olarak bilinen ve adından sıkça bahsedilen ozon tabakası ise stratosferik ozondur. 15-50 km’ler arasında yer alır ve yeryüzündeki canlıları güneşten gelen mor-ötesi (ultraviyole-UV) ışınlara karşı korur. Stratosferik ozon, atmosferdeki tüm ozon miktarının %90 kadarını oluşturur. Maksimum konsantrasyon 19-23 km’ler arasında yer alır. Yaşamın dostu olan stratosferik ozon çeşitli endüstriyel faaliyetler sonucu açığa çıkan klor ve brom içeren gazlar (özellikle kloroflorokarbon, CFC) ile reaksiyona girerek parçalanır ve  seyrelir. Bunun sonucunda, 280-320 nm dalga boyu aralığındaki UV-B radyasyonu az bir kayıpla atmosferi geçer. Yeryüzüne ulaşan bu radyasyon, gözlerde katarakt rahatsızlığına, cilt kanserine ve bağışıklık sisteminde bozulmalara neden olur. UV-B radyasyonunun bitkiler üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Fotosentez olayını yavaşlatır ve ürün rekoltesini düşürür. Ayrıca, küresel ısınmada en büyük paya sahip olan CO2 ‘yi emerek olumlu katkıları olan planktonların fotosentez hızını düşürerek çoğalmalarını yavaşlatır.

            İlk defa, 1970’li yılların ortalarında kuzey kutbunda yer alan Antarktika kıtası üzerinde görülen ozon azalması, 1985 yılında Viyana Sözleşmesi ve ardından 1987’de yapılarak 1989 yılında yürürlüğe giren Montreal Protokolü uyarınca kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde, ozon tabakasını incelten maddelerin tüketimini kontrol altına almak için, Aralık 1991 de, Montreal Protokolüne katılmıştır. 1988 yılında dünya üzerindeki tüm istasyonlardan ve uydulardan elde edilen verilerin analizinden stratosferik ozonun azalmasının yalnızca Antarktika ile sınırlı olmayıp, Arktik bölgede de ortaya çıktığı görülmüştür. 1990’larda yapılan çalışmalarda ise ozonun 20°N ve 20°S enlemleri arasındaki  ekvatoral kuşak dışında kalan tüm bölgelerde hızla azalmaya devam ettiğini ortaya koymuştur. Global azalma son 15 yılda % 5 civarındayken, aynı süre içinde tropikler dışındaki azalmanın Kuzey yarımkürede % 6.5, Güney yarımkürede % 9.5 olduğu saptanmıştır. Troposferik ozon miktarının, Türkiye’nin yer aldığı orta enlemlerde, son 50 yılda iki kat arttığı ve yılda %1′lik bir hızla da artmaya devam ettiği tespit edilmiştir.


Öneriler:
13 Ocak 1994’dan beri Türkiye üzerindeki troposferik ve stratosferik ozon gazlarının konsantrasyonlarındaki değişimleri tespit etmek için gerekli olan ölçümler, Türkiye’de DMİ tarafından yapılmaya çalışılmaktadır. Ekonomik nedenlerden dolayı bu ölçümler aksatılmamalıdır. Türkiye’nin ozon ölçümleri ile oluşturduğu veri tabanı tüm Türk bilimcilerine de açık tutulmalıdır. ABD’de tarım ve orman alanlarında 2 milyar dolarlık zarara neden olduğu hesaplan ve orta enlemlerle beraber, Türkiye üzerinde sürekli olarak artan troposferik ozon, bitkilerde fotosentez işlemini yavaşlatarak, ormanlarımızı etkileyecek ve tarımsal ürünlerimizde rekolte düşüşlerine neden olabilecektir. Bu nedenle, ülkemizde de ozon üzerine bilimsel çalışmalar yapılması için bilimcilerimiz teşvik edilmelidir.Modern Hava Durumu programlarında yaz ayları boyunca halka ozon (uv-indeksi) ve ozona bağlı olarak güneşlenme süreleri ile ilgili tahmini bilgiler de verilmelidir.

Orman Yangınları

Orman YangınlarıOrman yangınlarının etkileri, orman örtüsünün tabiatına ve yangının şiddetine bağlıdır. Orman yangınları, küçük zararlardan tutun da, ormanın hem koruyucu ve hem de iktisadi faydalarını gelecek nesillere taşıyacak şekilde tamamen tahribine kadar büyük zararlar meydana getirebilir. Orman yangınlarının çoğuna insanlar bilerek veya bilmeyerek neden olur: Hava şartları ise yangınlarda önemli bir çevre ve tetik faktörüdür. Her yıl yıldırımların sebep olduğu yangınlar, Türkiye’de yaklaşık olarak 140 hektarlık ormanı tahrip eder.

            Nedenleri %98.8 gibi büyük bir oranda kasıtlı veya kasıtsız insan etkisine bağlı olsa da, orman yangınlarının oluşum yerlerine dikkat edecek olursak, meteorolojik şartların etkisini açıkça görebiliriz. Meteoroloji parametrelerinin yanıcı madde (yakıt) üzerinde meydana getirdiği nem değişimleri hem yangın riski açısından, hem de yangın çıktıktan sonra hareket yönünün belirlenmesinde çok büyük bir öneme sahiptir. Yakıt nemi, havanın bağıl nemi ve sıcaklığına bağlı olarak gün içerisinde değişim göstermektedir. Ülkemizdeki yangınların %83.3’ü Haziran - Ekim ayları arasında meydana gelmekte, ayrıca çıkan yangınların %32 gibi önemli bir kısmı 12:00 - 15:00 saatleri arasında yani yakıt nem kapsamının en düşük olduğu dönemde meydana gelmektedir.

 

Öneriler: Yangın tehlike sistemleri uygulanarak bulunan yangın tehlike riskinin bilinmesi, yangınla savaşta büyük bir yardımcıdır. Fakat, bugüne dek yurdumuzda bu konuda ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Bunun en önemli nedenleri, ülkemiz şartlarına uygun, hassas bir sistemin oluşturulması ve uygulanması aşamalarında indeks değerlerini hesaplamada ve kalibre etmede kullanılabilecek verilerin yetersizliğidir. Orman yangınlarının genellikle, dağlık ve kırsal alanlarda ortaya çıkması ve mevcut meteoroloji şebekesinin bu alanları temsil edebilecek yeterlikte olmaması, ayrıca çok önemli bir veri olan yakıt nemi ölçümlerinin yapılmayışı da bu konuda çok büyük eksikliklerdir. Oysa gelişmiş ülkelerde olduğu gibi , yangınla mücadele çalışmaları çerçevesinde dağlık alanlardaki meteorolojik verileri de yansıtacak biçimde sabit ve seyyar meteorolojik gözlem ağlarını geliştirmeliyiz.Orman yangınları ile mücadelede erken müdahale esastır. Bunun için, güvenilir ve uzun vadeli özel hava tahminleri ile değişik bölgelerdeki yangın söndürme ekiplerinin, özel meteorolojik indeksler ile belirlenecek olan, yangın potansiyeli ve olasılığının yüksek olduğu yerlere önceden gönderilebilmesi ve bazı önlemlerin alınması yoluna gidilmelidir. Orman yangını esnasında, rüzgarın yönü ve şiddetindeki anlık değişimlerin meteorologlar tarafından tespit edilmesi, yangın söndürme çalışmalarını yönlendirmede hayati önem taşır. Bu nedenle noktasal rüzgar tahminleri için bilinen yangın bölgelerinin, kompleks arazi simülasyon ve model çalışmalarına da önem verilmelidir.Ayrıca orman yangınları ile erken mücadele edebilmek için, ormanlara yaklaşan yıldırımlı fırtınaları takip edebilen, bunların ormanlarda çarptığı noktaları otomatik olarak belirleyip gösterebilen “Yıldırım Detektörleri” ağının, Türkiye’de de en azından Ege ve Akdeniz Bölgelerinde kurulup işletilmesi gerekir.Meteorolojik teknoloji ve bilginin en etkili bir şekilde kullanılabilmesi için itfaiyeciler, ormancılar ile meteoroloji mühendislerinin daha yakın bir işbirliğine girmesi gereklidir. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerin orman teşkilatlarında olduğu gibi T.C. Orman Genel Müdürlüğü’nde de meteoroloji mühendislerinden oluşan özel bir meteoroloji analiz ve değerlendirme biriminin kurulup işletilmesi şarttır.Ülkemizde, bu konuda bilimsel çalışmaların yapılabilmesi için DMİ ve Orman Genel Müdürlüğü, bir “Orman Yangınları Veri Tabanı” oluşturulup tüm araştırmacılara ücretsiz sunmalıdır.Gelişmiş ülkelerdeki gibi ülkemizde de gerektiğinde 2-aşamalı ve yerel Orman Yangını Bülteni ve İhbarları (sırasıyla “Yangın Gözetleme ve Yangın Uyarısı”) ile insanlarımız bilgilendirilme yoluna gidilebilmesi için, gerekli kadro ve teknoloji temin edilmeli, organizasyon ve hazırlıklar bir an önce yapılmalıdır.Ayrıca günümüzde süre giden küresel ısınma ile birlikte ülkemizin kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklar ile birlikte orman yangını mevsimi ve sayısında artışlar olabilecektir. Kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklar ile birlikte orman yangınları ve tarımsal hastalık ve böcek zararlılarında büyük artışlar görülür. Bu nedenle, muhtemel iklim değişikliği ve ozon gazı seyrelmesinin ormanlarımıza olası etkileri de bilimsel olarak araştırılmalıdır.Modern Hava Durumu programları ile orman yangınları mevsimlerinde yüksek sıcaklık ve düşük nemin bir arada yaşandığı yerler hakkında orman köylüsüne de sürekli olarak bilgi verilmelidir.

Küresel Isınma ve İklim Değişikliği

Küresel Isınma ve İklim DeğişikliğiGünümüzde iklim değişikliği toplumların en az kalkınma, açlık ve sağlık kadar dünyanın üzerinde durması gereken çevre sorunlarının başında gelmektedir. Tüm dünyada şehirleşme hareketleri kırsal kesimden olan göçler ile birlikte hızlanmakta, nüfus yoğunluğunun aşırı bir şekilde artması ve değişen yaşam standartları sonucuda, daha çok sanayi üretimine ihtiyaç duyulmaktadır. Artan şehirleşme, özellikle sanayi ve yerleşim bölgelerinden çıkan sera gazları ile çevre ve atmosferin büyük miktarda kirlenmekte ve küresel ölçekte havanın ısınma eğilimi de giderek artmaktadır. Böylece, canlı küreden (biyosferden) yukarı atmosfere (stratosfere) kadar olan kısım başta olmak üzere, günümüzde dünya atmosferinin kirlenmesi giderek artmaktadır. Bütün bunlar, doğayı tahrip ederek kentlerin iklimini değiştirmek ile birlikte su, kara ve havadaki yaşamı tümüyle tehdit eden çevre problemlerini de beraberinde getirmektedir.            IPCC’nin Küresel İklim Modelleri ile yapılan projeksiyonlara göre 2030 yılında Türkiye’nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecektir. Türkiye’de sıcaklıklar kışın 2°C, yazın ise 2 ila 3°C artacaktır. Yağışlar kışın az bir artış gösterirken yazın % 5 ila 15 azalacaktır. Bununla birlikte, şu an Türkiye’nin gece ve gündüz sıcaklıkları ile beraber yağış gözlemlerinin trend analizinde ise, Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de özellikle gece sıcaklıklarında istatistiksel anlamda önemli artışların olduğu belirlenmiştir.Küresel ısınmanın sonucu ısınarak (termal olarak) genişleyen deniz suları ile birlikte kutup ve dağ buzullarındaki erime nedeniyle yükselen deniz suyu seviyeleri, kıyılarımızı (Van Gölü civarında olduğu gibi) olumsuz bir şekilde etkileyecektir. Küresel ısınma ile birlikte deniz seviyelerindeki yükselme de, önümüzdeki yüzyılın sonuna kadar 15 - 95 cm’ye ulaşabilecektir. Deniz sevilerinin yükselmesi ülkemizde yaz turizmi ve tarım sektörlerinde kayıplara neden olabilecektir. Isınma ile birlikte kar yağışları azalarak kış turizmi olumsuz yönde etkilenecektir. Yüksek basınç kuşağının kuzeye doğru kaymasına neden olacak ve bunun sonucunda düzensiz bir yağış rejimi ve kuraklık tehlikesi doğacaktır. Orman yangınlarında artış meydana gelecektir. Tarımsal ürünlerdeki çeşitliliğin azalması yanında türlerin değişmesi ve tatlı su sıkıntısı söz konusu olacaktır.
Öneriler:
1997 yılında yapılan Kyoto Protokolü, ülkelerin CO2 emisyonlarını, 2008-2012 periyodunda 1990 yılına göre % 5 oranında azaltmalarını öngörmüştür. Yine bu protokole göre ülkeler 2006 yılına kadar sera gazları ulusal izleme sistemi kuracaklardır. Ülkemiz gelişme sürecini olumsuz yönde etkileyeceği düşüncesi ile protokolü imzalamak için gelişmiş ülkelerin yer aldığı listeden çıkarılmayı istemektedir. Ancak yinede protokol şartlarına uyum sağlayacak çalışmalar ülkemizde disiplinler arası olarak sürdürülmelidir. Küresel iklim değişimi probleminin çözümüne katkıda bulunmak için onu sadece ekstrem hava olaylarında hatırlayarak spekülasyonlarda bulunmak yeterli değildir. 21. Yüzyıla girmek üzere olduğumuz bu günlerde kalkınma çabaları ile çevreyi yitirme endişeleri “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramını ortaya çıkartmıştır. Böylece, Haziran 1992′de Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Çevre Uluslararası Konferansı (UNCED) adında bir Dünya Zirvesi de gerçekleştirilmiştir. Bu zirve sonucunda imzaya açılan beş temel belgeden biri olan (Local Agenda 21) Gündem 21’i de Türkiye kabul etmiştir. Artık Dünya, Gündem 21 ile gelecek yüzyıla hazırlanmaktadır. “Küresel Düşün, Yerel Hareket Et” felsefesi, ister küçük ister büyük olsun, yurtdışında bir çok yerel yönetim, belde ve belediye tarafından Yerel Gündem 21 programları ülkemizde de bir an önce yaygınlaşması gerekiyor. Bu sözleşme yükümlüklerinin tüm ülkeler tarafından eksiksiz yerine getirilmesi ve artık dünya atmosferine gaz salınışının tümüyle durdurulması durumunda bile, şu ana kadar atmosferde biriken sera gazlarının, 2100 yılına kadar etkili olacağı hesaplanmaktadır. Bu nedenle, bu problem ve onun olası sosyo-ekonomik etkilerini günümüzde ayrıntılı olarak inceleyip araştırılması gerekir. Bu tür araştırmaların yapılabilmesi için de tüm bilimcilere açık bir “İklim Veri Tabanı” oluşturulmalı ve bilimsel çalışmalar teşvik edilmelidir.

Kuvvetli Rüzgarlar

Kuvvetli RüzgarlarÇatılar, bacalar, soğutma kuleleri, yüksek yapılar, köprüler, kablolar, asma köprüler gibi narin yapılar şiddetli rüzgarlara karşı çok duyarlıdır. Bu tür bina ve tesislerin güvenle işletilmesinde rüzgar şiddeti hayati önem taşır.
Öneriler:
Dünyada aşırı rüzgarlardan dolayı asma köprüler dahil bir çok köprü yıkılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde 13 Şubat 1979 sabahı kuvvetli rüzgarlar nedeniyle çöken Hood Kanal asma köprüsünde rüzgar, sürekli ölçülüp kontrol odasında takip edilmekteydi. Anemometrelerden alınan anlık rüzgar ölçümleri sayesinde köprü zamanında trafiğe kapatılarak büyük bir facia önlenmiştir. İstanbul’daki Boğaziçi ve Fatih asma köprülerinde de yeterli bir erken uyarı sistemi kurulmalı ve rüzgarlar sürekli olarak takip edilmelidir.Ülkemizde bazı hava alanlarının meteorolojik etüt ve analizlerinin de gerektiği gibi yapılmamış olduğu gözlenmektedir. Örnek vermek gerekirse, gerek yer seçimi ve gerekse pistin yönlendirilmesinde meteorolojik etüt ve analizlerinin uygun şekilde yaptırılmamasından dolayı, Bodrum Havaalanı günün belli saatlerinde kullanılamamaktadır. Ülkemizde yapılması planlanan havalimanı projelerinin meteorolojik etüt ve analizleri mutlaka uzman meteoroloji mühendislerince ele alınmalıdır. Trafiği etkileyen ve trafik kazalarına neden olan yağış, buzlanma, düşük görüş, kuvvetli rüzgarlar gibi meteorolojik şartlar ile meteorolojik yöntemler ile mücadele edilmelidir. Şiddetli yağış ve fırtına gibi ağır hava şartlarında, büyük kent sakinlerinin düzen içerisinde can ve mal kayıplarını en aza indirgeyerek hayatlarını devam ettirebilmesi için, trafik görevlilerinin, polis, güvenlik ve zabıta güçlerinin, itfaiye, kanalizasyon vb. birimlerin koordineli çalışabilmesi ve problemlere zamanında müdahale edebilmesi gerekir. Bu ise ilgili birimlerin yollara ait hava şartları konusunda zamanında ve doğru bir şekilde bilgilendirilmesine bağlıdır. Bu bilgilendirmenin sağlanabilmesi, ancak yerel idarelerin meteorolojik radar gibi erken uyarı sistemleri kullanmalarıyla ve meteoroloji mühendisi istihdamı ile mümkündür. Bu nedenle, en azından ülkemizin büyük illerinde yolların idaresinde gerekli meteorolojik bilgi ve teknolojinin kullanımına bir an önce gidilmelidir.Doğru bina tasarımları için ülkemizin mümkün olduğunca her noktasında rüzgar yüklerinin belirlenmesi ve ekstrem rüzgar şiddetlerinin istatistiksel özelliklerinin hesaplanması ve yeni meteorolojik veriler ile bunların sürekli olarak yenilenmesi gerekmektedir.

 www.samuraijack.tr.gg tüm hakları saklıdır ... Desem yalan olur...
 
Galatasaray  
 
 
 
   
 
   
 
 
Bu alan0131 g�t� i� flash player y�niz gerekmektedir.
 
 
 

DESIGNED BY WWW.YENITEMA.TR.GG

 
Bugün 5 ziyaretçi (8 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol